MENÜ

OktoBlog

21. Yüzyılın Dijital Devrimi: Internet of Things

21. Yüzyılın Dijital Devrimi: Internet of Things

Tarihin en önemli olaylarından biridir belki Sanayi Devrimi. 18 ve 19. yüzyılda buharlı makinelerin keşfiyle endüstri giderek makineleşmeye başlamış, bu da sonuçları zamanla Avrupa’dan tüm dünyaya yayılan ekonomik, siyasal ve sınıfsal değişimlere neden olmuştu. Bunun sonucu olarak insanların alışkanlıkları ve gündelik yaşamları kökten bir dönüşüme uğradı. 1947’de transistörün keşfi Sanayi Devrimi kadar önemli bir devrimin başlangıcı oldu: Dijital Devrim. Bilgisayarın ve internetin hepimizin evine hatta cebine girmesiyle insanoğlu enformasyon çağına girmiş oldu. Nedenlerini bilsek de sonuçları hakkında ancak tahmin yürütebileceğimiz bu çağın en büyük fikirlerinden biri ise IOT, yani Internet of Things.

The Last Question

Peki nedir bu IOT?

Türkçesi “Nesnelerin İnterneti”. Aklınıza gelebilecek her türlü nesnenin internete ve dolayısıyla birbirlerine bağlandığı bir iletişim ağı. Böylece nesnelerin birbirleriyle ve internet erişimi olan her türlü cihazla veri alışverişi yapması sağlanıyor. Her ne kadar ilk olarak 1999 yılında Kevin Ashton tarafından ortaya atılan bir kavram olsa da Isaac Asimov birçok hikâyesinde bahsettiği Multivac adlı bilgisayarıyla olacakları çok önceden öngörmüş.

Aslında IOT bizlere yabancı bir kavram değil. Ne kadar yürüdüğümüzü, kalori yaktığımızı ve kalp ritmimizi ölçen ve bunları akıllı telefonlarımızdan takip etmemizi sağlayan bileklikler basit bir IOT örneği. Tabii ki de bu buzdağının sadece çok ufak bir kısmı. İçindeki sensörler sayesinde hangi üründen ne kadar kaldığını gösteren ve azaldığı zaman sizi alışveriş yapmanız için uyaran bir buzdolabı düşünün. Peki sizi uyarmak yerine direkt kullanıcı alışkanlıklarına göre şekillenip sizin yerinize marketten sipariş veren bir buzdolabına ne dersiniz? Hayır, yeterince büyük düşünmüyoruz.

Yoksa robotlar dünyayı ele mi geçirecek?

Akıllı aracınızla evinize doğru gittiğinizi hayal edin. Motorunuzda bir arıza meydana geliyor ve aracınız, çevre araçlardan gelen hız, pozisyon, frenlerin durumu, lastiklerin havası gibi verileri de analiz ederek olası bir kaza durumu algılıyor ve yavaşlamanız için sizi uyarıyor. Yavaşlamadığınız takdirde ise otomatik olarak yavaşlıyor. Trafikteki değişikliği algılayan akıllı trafik lambası sıkışıklığa neden vermeyecek şekilde kendini optimize ediyor. Bu sırada aracınız, servisle iletişime geçiyor ve ertesi gün bakım için yer ayırtıyor. Arızalı parçanın stokta kalmadığını öğrenen aracınız, üreticiden parçanın siparişini de sizin yerinize veriyor. Aracınızla iletişim halinde olan akıllı eviniz ise sizin geç geleceğinizi anlıyor ve sevdiğiniz programı kaçırmamanız için kaydetmeyi de ihmal etmiyor. Çok fazla terminatör izleyen arkadaşlar tedirgin olmaya başladı bile. Sakin olun robotların dünyayı ele geçirdiği falan yok, en azından şimdilik.

Birbirleriyle iletişim halinde olan akıllı arabalar, evler ve hatta şehirler. Kulağa bilim kurgu filminden bir kesit gibi geliyor değil mi? Aslında bu tarz uygulamalar çoktan hayata geçmeye başladı. Örneğin aralarında Antalya ve Karaman’ın da bulunduğu birçok şehir çeşitli sensörlerle akıllı hale getirilmiş durumda. Böylece şehirlerdeki trafik minimuma inerken CO2 salınımı da azalıyor, şehirlerin güvenliği ve verimliliği ise artıyor. Yani nesnelerin iletişimi vatandaşların şehir deneyimini iyileştiriyor. Şehirlerin yanında evler için de büyük markaların sunduğu birçok IOT çözümü bulunmakta. Apple Homekit, Samsung SmartThings ve Google Nest gibi kitler evinizdeki her bir nesneyi akıllı hale getirmeyi başarıyor. Böylece evinizin sıcaklığından lambaların rengine kadar birçok şeyi telefonunuzla ya da sesli komutlarla kontrol edebilmeniz sağlanıyor. Elbette IOT ile yapabileceklerimiz bu örneklerle sınırlı değil fakat onlar da buraya sığacak gibi değil. Kesin olan tek bir şey var o da enerji, sağlık ve inşaat gibi daha birçok sektör IOT ile birlikte köklü değişimlere uğrayacak.

UX ve IOT
Her ne kadar nesnelerin interneti desek de IOT’nin asıl öznesi nesneler değil, insanlar. Cisco’nun yaptığı analize göre 2020’de internete bağlı olan nesnelerin sayısı yaklaşık 50 milyarı bulacak. Yani akıllı nesneler hızla hayatımızın her alanına dahil olacaklar. İnsan merkezli bir teknolojinin bu kadar hızlı büyümesi özellikle UX tasarımcıları için yeni bir sektörün kapılarını açıyor. Fakat bu kadar hızlı bir büyüme zorlukları da beraberinde getiriyor. Akıllı nesneler için UX tasarımı web sitesi ve mobil uygulamalara göre çok daha değişik ve zorlayıcı. İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre pazardaki 5 büyük akıllı termostat markasından hiçbiri tatmin edici bir kullanıcı deneyimi sunamıyor. Akıllı televizyon, termostat, araba, saat derken her birini kontrol etmek için ayrı uygulamalar kullanmak zorunda kalıyorsunuz. Bu da asıl amacı işleri kolaylaştırmak olan IOT’yi kullanıcı için çok daha yorucu bir deneyim haline getiriyor.

İşte kullanıcı dostu bir yapay zeka: HAL 9000 (2001: A Space Odyssey)
İşte kullanıcı dostu bir yapay zeka: HAL 9000 (2001: A Space Odyssey)

UX tasarımcılarını neler bekliyor?

UX tasarımcılarını bekleyen zorluklardan biri de farklı nesneleri kontrol edebileceğimiz tek bir platform tasarlayıp kullanıcıya pürüzsüz bir IOT deneyimi yaşatmak. Peki, bu kontrolü sağlamanın başka yolu yok mu? Teknolojinin ilerlemesiyle ekran kullanımımız giderek azalacak, sesli komutlar ve el hareketleri ise daha çok yaygınlaşacak. Burada önemli olan kullanıcıya olabildiğince doğal bir deneyim sağlamak. Televizyonunuza açılması için komut vermek çok doğal bir deneyim olmayabilir fakat aynı komutu bir yapay zekaya vermek, biriyle konuşuyor hissini yaşatacağından daha tanıdık bir deneyim sağlayabilir. Burada diğer bir problem, kullanıcının geri bildirim alabileceği bir ara yüzün kalkmış olması.

Hepimiz ekranda yüklenme çubuğunu görünce biraz daha beklemeye alışkınızdır. Ekranların kalkmasıyla UX tasarımcılarının bu tarz geri bildirimler için farklı çözümler bulması gerekecek. Kısacası IOT’nin gelişmesiyle UX tasarımcılarını çok farklı görevler bekliyor. Görünen o ki ilerde UX alanında söz sahibi olmak isteyenlerin, bu trendleri yakından takip etmesi ve gelişen sektör fırsatlarını herkesten önce görüp değerlendirmesi gerekecek.