Design Studio Metodu

Mevcut Problem: Bitmek Bilmeyen Revizyonlar

Ajans deyince çoğumuzun aklına harıl harıl çalışılan, tasarımcılar ve art direktörlerden oluşan, iletişimin çok sık ve hızlı olduğunu dinamik bir ortam gelir. Tasarımcılar gece gündüz çalışırlar, müşterilerin beğenisine sunulacak konseptler hazırlamak için bazen uykusuz bile kalırlar. Bir de her şey iyi gidiyor derken, müşteriden gelen bir mail içeride şok etkisi yaratır:

‘’ İyi de bu bizim istediğimiz gibi olmamış ki! ‘’

Tahmin ettiğiniz gibi derin bir sessizlik olur. Bu tip geri bildirimler arttıkça ağır tempoda çalışanlar için durum iyice kabak tadı vermeye başlar. (Hani benim emeklerim vaziyeti…)

Revizyonu bol bu süreçte, tasarımcıyı bitmek bilmeyen tasarım konseptleriyle dar alanda (zamanda) kısa paslaşmalar ve uzun mesai saatleri bekleyecektir. Bu durum zincirleme reaksiyon gösterir. Major revizyonları kod tarafında tamamlayacak front-end back-end dev gibi arkadaşlar da durumdan mustariptir. Tabii bu listeye projeden sorumlu ürün müdürleri ve proje yöneticileri ve hedefli tutturamayan pek çok başka rol de eklenebilir.

Revizyonu Bol Projelerden Herkes Mağdur

Revizyonu bol bu sürece, geçmiş deneyimlerimde iş analistleri ve ürün müdürlerinin dünyasında da rastladım. Back-end alt yapısına uymayan çözümler, yazılım departmanı ile istişare edilmeden verilen kararlar, günün sonunda (hadi buna çeyrek diyelim) herkesi zor durumda bırakmıştı. Ayrıca market validasyonu yapılmamış, son kullanıcıya dokunmayan ve yazılımcının ancak tasarımın bitiminde projeyi görebilmesi ayrı bir sorun oluşturmuştu.

Ürün tarafında her şeyin ideal seyrinde gittiği bir senaryoda ise, pazarlama departmanı, tasarım sürecinde kampanya, reklam gibi alanların; hedef kullanıcı gruba gösterimi için hummalı bir mücadeleye girerler. Operasyon departmanları ise zaten bir köşede en ağır şartlarda müşteri memnuniyeti için çalışırken, unutulmuştur bile. Son kullanıcılardan gelen geri bildirimleri, birinci elden dinlerken, bazen en ağır hakaretlere maruz kalırken; nasıl olur da operasyon departmanı bu sürecin dışında tutuluyor değil mi? Sonuç olarak ters giden işlerden tüm departmanlar ve farklı şapkaları takan roller bir şekilde mağdur oluyor.

Peki Bu Sorun Nasıl Çözülebilir?

Neyse ki size bu konuda güzel haberler verebilirim. Biraz sonra detaylarına gireceğim metot da, sorunu tek başına çözen Rock Starlar yok; aksine projeye katılan herkes sürece katkıda bulunarak ortak bir değer oluşturuyor ve sonuç olarak projeye ait hissediyor. UX dünyasına hızla adapte edilen, yaratıcı üretim yöntemlerden biri olan Design Stüdyo ile keşif sürecinde herkesi aynı masada toplayarak, harika sonuçlar elde edebilirsiniz. Servis tasarımının bu aşamadan önce ayrıca çözümlenmiş olması, projeyi daha da hızlandıracaktır.
Ürünün erken aşamasındaki inovatif yaklaşımlar ürüne yön verirken, ürünün gelecek başarısı üzerinde de büyük rol oynuyor. Bu aşamalar genellikle dağınık, toz bulut halinde, dokümante edilmemiş ve bürokrasiye tabii olabiliyor. Tüm bu süreçleri sağlıklı ve doğru bir şekilde işletebilmek, müşterilerin ihtiyaçlarına uygun ürünler üretebilmesi için vazgeçilmez bir araç olan design stüdyo metodunu, dış kaynaklardan da faydalanarak, derinlemesine analiz ettiğim daha teknik bir yazı hazırladım.
Design Stüdyo metodunu aktif olarak projelerimde kullanan biri olarak, metodun kaynağını sorguladım. Bu metodu Jeff Gothelf’in kitabı olan Lean UX’de duymuştum. Uygulamasına ise Avustralyalı UX Strateji uzmanı Bernard Shockman’ı takip ederken rastladım.

Lean UX Book


İnternetteki bazı kaynaklarda bu metodun esasen klasik mimariden geldiği belirtiliyor. Bu tarz çalışmalarda mimarlar, birbirlerine fikirlerini sunar ve kritik alırlar ve süreçte fikirlerini birlikte geliştirirler. Bu yönüyle tasarım odaklı düşünce teknikleriyle benzer yöntemler (design thinking) kullanırlar.
UX disiplini tarafından, yöntemin dinamizmi, esnekliği; farklı bakış açıları ile kolektif problem çözme esasına dayanan ilkeleri nedeniyle son yıllarda hızla adapte edilmeye başlandı.
Kaynak: http://modernux.se/docs/designstudio/

Neden Design Studio?
1. Mevcut problem ve tespitten çözüme uzanan ara durumda (design gap), işbirliği yapılarak problemin asıl nedenleri ve yeni fırsatlar anlaşılır.
2. Farklı bakış açılarından gelen bilgileri, aynı paydada birleşerek birlikte süzer ve sadeleştirirsiniz.
3. Fikirleri ve özellikle de açıklanmamış varsayımları, sözsüz ya da sözlü biçimlerdense; paylaşılabilir, değerlendirilebilir ve üzerinde tekrarlanabilir bilişsel formlar haline getirirsiniz.
4. Gelecekteki ürün vizyonu için paylaşılan bir sahiplik kültürü oluşturursunuz.
5. Çok fazla fikri çok daha hızlı geliştirirsiniz. Bu süreler genellikle 3 saatten az, 10 saatten fazla olmamaktadır.
6. Farklı konseptler üzerinde dürüst ve şeffaf yaklaşım ortamı oluşturursunuz.
7. Katılımcılar kendi fikirlerini savunurken, diğer katılımcıların konsept fikirleriyle de pazarlık ederler.

Yukarıdaki özellikleri tekrar düşünce süzgecinden geçirirsek, çevik metotları benimseyen şirketlerin design studio metotlarını adapte etmesi olasıdır. Böyle düşünürken Target Process adlı kanban, agile, scrum proje yönetim platformu olan şirketin, ürün geliştirme adımlarında Design Studio metodunu kullandığını fark ettim. Micheal Dubakov’un yazısı aşama aşama süreci görseller ile desteklemiş.
Kaynağa buradan erişebilirsiniz.
https://www.targetprocess.com/blog/2011/05/ux-meets-agile-design-studio-methodology/

Süreç: Design Studio Nasıl İşliyor?
Tasarım stüdyosu için genel kural, en az zaman harcayarak, en fazla değeri elde etmek için ayrıntılara asla odaklanmamaktır. Peki bu sürecin temel adımları nelerdir?
1. Aydınlatma
İlk adımda, ekip tarafından problemin temeli ve engel ve sınırları (belli bir hedef grup veya platform gibi) tespit edilir. Buradaki problemin üzerine tıpkı sahnedeki bir sanatçının üzerine olduğu gibi spot ışıkları tutulur; problemi daha detaylı görmek için aydınlatma kavramı da buradan gelmektedir.
2. Eskiz
İkinci adım ise yaratıcılık ve tabii ki işin en eğlenceli kısmı başlıyor. Ekibin her bireyi ayrı olarak yaklaşık 5 dakika içerisinde, çözümlerini hızlıca çizer, adeta karalar. Burada detaylarına girilmiş pürüzsüz temiz çizimlerdense; olabildiğince çok fikri karalamalar şeklinde çıkarmak önemlidir.
3. Sunum
Üçüncü adımda atölyeye katılan herkes fikirlerini 1 dakikalık zaman diliminde birbirine sunar.
4. Eleştiri
Dördüncü adım olarak, tasarım hakkında açık bir tartışma yapılır. Eleştiri, daha önce sunulan fikirlerle ana konuları ortaya çıkarmak ve diğer üyeleri sonraki eskiz yinelemesi için ilham vermek içindir. Temelde şu sorulara cevap aranır:
Tasarım sorunu çözüyor mu? Bu iş için iyi bir zaman süresi ortalama 2 dakikadır. Tartışma, herkesin hem sorun hem de çözüm hakkında daha derin düşünmesini sağlayacaktır.
5. Yineleme
Son üç adım, en az 2-4 kez tekrar edilir. Yineleme, güvenilir çözümler bulmanın ve sorunun ortak bir anlayışa ulaşmanın anahtarıdır.

Bir tasarım stüdyosu oturumundan sonra, UX tasarımcısı, tasarımın uygulanmasına yönelik olarak çalışmak için bol miktarda materyal elde etmiş olacaktır.

Sonuç: Bir Ekip İşi Olarak Design Studio
Design Stüdyo metodunun işletilmediği bir ortamda alınan brief ve süreçler, ajansın ya da başka bir kurumun kara kutusuna benzer. Proje patladığı zaman da kutunun içinden proje yöneticisi ya da kreatif direktör gibi roller çıkar. Böyle durumlarda bir kahraman, ninja, rockstar gibi terimlere sahip kişilerin birikimlerinin projeyi kurtarması beklenerek hata edilmiştir.
Buna karşın, bir kara kutunun olmadığı ve şeffaflıkla yönetilen ve herkesin eş zamanlı bilgilendiği design stüdyo metodu yenilikçidir ve modern bir dijital çözümdür. Buradaki yaklaşımda tek bir kişinin mesleki entellektüel bilgi birikimi yerine, müşterilerin karmaşık ihtiyaçları, etkileşimleri, davranışları gibi bütüncül ve multi-disipliner bir bakış açısı gerektiren kavramlar, ekip olarak birlikte irdelenmelidir. Bu şekilde bulunan çözümler, çok daha kompleks sorunları,
çok daha isabetli, sofistike ve parlak fikirlerle çözer.

Design Studio’yu severek ticari projelerinde ve kendi ürünleri üzerinde de uygulayan bir ekip olarak bu konuda merak ettiklerinizi cevaplamaya hazırız.

Bize yazmayı unutmayın: hello@oktopeople.com

Dijital Dünyada Yeni Nesil Çalışma: Remote Model

Evden çalışmak yorgun ve plaza hayatından bezmiş pek çok emekçinin rüyası olmaya başladı. Özellikle Flexjob adlı sitede, şirketin 2016 yılındaki database verilerine bakıldığında toplamda 47.000 iş ilanı bulunmuş. Bureau of Labor’un İstatistiklerine göre Amerika’da bu oran 2003’ten 2015’e, %24 oranında artış göstermiş. Amerika’da yaşayan emekçilerin %68’i ileride remote modelde çalışmak istediklerini belirtmişler. Bu rapora göre remote modeli en çok benimseyen ve yüksek oranda kullanan sektör olarak bilgisayar ve bilgi teknolojileri, takiben medikal servisler ve finans olarak ön plana çıkıyor. Bu kervana yakın dönemde telecommuting adı verilen bilgisayar bağlantısıyla iletişim kuran insanların evden çalışması esasına dayanan müşteri hizmetleri, eğitim, satış gibi dalların da eklenmesi bekleniyor.
Flex Jobs’ın CEO ve Kurucusu Sara Sutton Fell ise TRAD adı verilen kavramın (telecommuting, remote and distributed) 2017 büyüme trendlerine uygun olarak ve beklenen şekilde yükselişte olduğunu belirtiyor.

Dijital dünyadaki gelişmeler hız kesmeden devam ederken, teknoloji ve inovasyon geliştiren şirketler de yazılım ve tasarım kısacası ürün üreten ekiplerin verimliliğini ve motivasyonlarını farklı yöntemlerle arttırmanın gayreti içindeler. Bunun için özellikle insan kaynakları departmanları happy hourlar, yemek organizasyonları, hobi ve kültürel etkinlikler ve şirket içi eğitimler düzenliyorlar. Yazılım departmanları ise scrum, kanban, agile gibi farklı proje yönetim metodolojileri deneyerek verimliliklerini arttırmaya çalışıyorlar. Halen waterfall denilen metotla da mutlu mesut hayatlarına devam eden şirketler de var.

Temelde şirketler ve departmanlar farklı yöntemler deneseler de çalışanların verimini optimum düzeyde tutmak kolay değil ve ciddiyetle yaklaşılması gereken konuların en başında geliyor. Peki motivasyon ve verimlilik söz konusu olduğunda emek üretenlerin asıl beklentisi nedir diye sorsak, acaba nasıl cevaplar alırdık?

Linkedin’de geçenlerde rastladığım bir akışta benzer bir konu tartışılıyordu. Verilen cevaplar hayli ilginç, kimi masaj istiyor, kimi prim; kimi işverenden kendisine ve emeğine saygı vs. tabii liste uzadıkça uzuyor. Sonuç olarak gözle görülür şekilde insanların kendilerine hatta aile üyelerine daha çok zaman ayırabilme ve zamanlarını yönetebilme konusundaki ihtiyaçlarını dile getirmelerini gözlemledim.

Emek Üretenlerin Verimliliklerini Remote Model Arttırabilir mi?

Peki dünyada dijital sektörde remote yani uzaktan çalışma modelini başarıyla işleten şirketler var mı? Evet! Dünyada bu modeli en iyi işleten ve başarısına başarı katan şirketlerden bir tanesi de Virgin Group. Richard Branson çalışma arkadaşlarının tatile gitmesini ve uzaktan çalışmasını can-ı gönülden destekliyor. Ofise gelenleri bazen eve gönderdiğine dair hikayeler de anlatılıyor. Kim böyle çalışmak istemez ki değil mi? Yeni doğum yapan, hamile, fiziksel bir engeli olan insanlar için büyük kolaylık. Ayrıca verimli olduğu saatte çalışmayı tercih eden, özellikle fikir üreten ve yaratıcı işlerle uğraşan meslek grupları için de kendi ortamlarında çalışmak, ülkemizden örnek verecek olursak İstanbul’un trafik çilesini ve şehrin kaosunu çekmemek, en optimal sonucu almalarını sağlayabilir.

Remote çalışma modelinde başarıya ulaşmış yeni girişimlerden biri de HotJar. HotJar kullanıcıların görsel geri bildirim bırakabileceği kullanıcı merkezli bir ürün. HotJar’ın CEO’su David Darmanin’in Potcast’ini dinlediğimde dünyanın pek çok farklı yerinden developer ile bulut ortam üzerinden çalıştıklarını anlattı. Aynı şekilde pazartesileri birlikte planlama yapıyorlar, çarşambaları çalışmalar ile ilgili birbirlerini güncelliyorlar; haftanın son çalışma günü olan Cuma’ları ise herkes projesini sunuyor ya da raporluyor. Böylelikle küçük adımlar atarak oldukça hızlı ve verimli şekilde üretim ve kod tarafında güncelleme ya da yeni versiyon geliştirme yapabiliyorlar. Her ay’ın bir günü de bir araya gelip iş dışında birlikte vakit geçiriyorlar.

HotJar’ın CEO’su David Darmanin’in Başarı Hikayesinin anlatıldığı Podcast’ini buradan dinleyebilirsiniz:
https://growtheverywhere.com/productivity/david-darmanin-hotjar/
Remote çalışma modeli günümüzde dijital teknoloji üreten firmaların yeni gözdesi. Yetenekli yazılım ve tasarımcıları istihdam edebilmek için
belirleyici olan istediğin yerden çalış vurgusu ön plana çıkıyor. Peki hangi teknoloji şirketleri remote modele geçiş yapmış durumdalar?

• UX Tasarımı ve ürün tasarımcısı şapkası takanların yakından tanıdığı remote modelde çalışan global şirketler:
Invision, Box, Kissmetrics, Balsamiq,

• Yazılımcı ve proje yönetimi şapkası takan rollerin yakından tanıdığı remote modelde çalışan şirketler:
GitHub, IBM, Zapier, Treehouse

• İnsan kaynakları yerleşimi konusunda uzman rollerin yakından tanıdığı remote modelde çalışan şirketler:
HelpScout, Flexjobs, Olark

Toplamda 23 şirketin bulunduğu listenin tamamına ise buradan erişebilirsiniz:

23 Remote Companies Hiring Now

Yukarıda sitesine link verdiğim Hard Refresh sitesinin mottosu ise manidar.
9-5’e elveda edin diyor, ayrıca emek üretenleri remote çalışma bulma konusunda öğretici bilgiler ile yönlendiriyorlar. Özellikle bu kısmın kullanıcı deneyimi o kadar ikna edici olmuş ki e-mail adresimi bırakmadan edemedim.

Türkiye’de Teknoloji ve İnovasyon Geliştiren Şirketlerde Remote Modelde Var mı?

Türkiye’de remote çalışma kültürü de beyaz yakalıların ve şirketlerin dikkatini çeken bir model olmaya başladı. Yazılım tarafında Countly gibi 360 derece web mobil ve IOT analitik dataları toplayabileceğiniz bir şirkete örnek verebilirim.

UX Tasarımı tarafında ise yeni nesil UX Danışmanlık hizmeti verdiğimiz firmamız OktoPeople bulunuyor. OktoPeople ekibi olarak, yaratıcı düşünce teknikleriyle çalışan insanların mutlaka kutunun dışına çıkması gerektiğini düşünüyoruz. Kendimizden örnek verecek olursak, bu şekilde çalışmanın faydaları olarak şunları sıralayabiliriz:

1. Daha verimli çalışıyoruz.
2. Dışarıdan ve farklı perspektiften bakabiliyoruz. Hayatın içinde son kullanıcıya daha yakın oluyoruz.
3. Kişisel ve mesleksel gelişimlerimize de vakit ayırabiliyoruz.
4. İnternetin olduğu her yerden çalışabiliyoruz. Özgür ortamda daha üretken hale geliyoruz.

Bazen Treehouse gibi haftanın 4 günü çalışıyoruz, bazen de iyice konsantre olup daha uzun saatler çalışabiliyoruz. İnsan bir makine olmadığı için her günü diğerine uymuyor. Bu yoğun tempoda ruhsal ve mental dinlenmenin çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Saatlerce çalışma yerine, verimli, programlı ve disiplinli çalışmayı tercih ediyoruz. Toplantılar dışında iş çıktısı üretebilmek için haftanın belli günleri bir araya gelip atölye çalışmalarımızı ekip olarak bir arada yapıyoruz ve tasarım sorunlarını kollektif bilinç ile çok daha hızlı bir şekilde çözüyoruz. Bu yöntemler ile ürettiğimiz iş çıktılarından bazılarına buradan erişebilirsiniz:

modanisa.com (düşünce atölyesi, araştırma, kalitatif testler, wireframe UI prototip)

papara.com (düşünce atölyesi, marka özü çalışması, kurumsal kimlik, İçerik Stratejisi ve UI İçerik, wireframe UI prototip)

Eğer bizimle tanışmak ve ekibin bir parçası olmak ve nihayetinde remote çalışmak isterseniz aşağıdaki pozisyonlarda aramıza katılacak ekip arkadaşları arıyoruz.

• UX Design Trainee
• UX Designer
• Visual Designer

Bir kahve içmek ve tanışmak için hello@oktopeople.com adresinden bizlere ulaşabilirsiniz. Önden CV’inizi ve çalışmalarınızı da iletebilirseniz dersimizi önceden çalışalım isteriz.

Görüşmek dileğiyle…

Yoksa siteniz mobil değil mi?

En az 5 yıldır, bu yıl mobilin yılı olacak cümlesini duyuyoruz. Blogların, forumların, çevremizdeki herkesin dilinde bir mobil yılı var ancak o yıl bir türlü gelemedi. Haksızlık etmeyelim, eskiye göre mobilde tabii ki de bir gelişme söz konusu ama hedeflenen, hayali kurulan rakamlara ulaşılamadı. Neden ulaşılamadı, hiç düşündünüz mü?

Akıllı telefonların 7’den 70’e herkesin elinde olduğu bu dönemde şirketler de pazardaki bu artışı görerek her biri mobil uygulama, mobil web sitesi hazırlamaya koyuldu. Pazarın bu açığı hızlıca kapatıldı ama ne kadar doğru şekilde kapatıldığı tartışılır. Yüzlerce sektör, milyonlarca insan var ama elimizde üç aşağı beş yukarı hep aynı tarz uygulamalar ve siteler var. Sürekli yeni olana adapte olmaya çalışırken hep ‘bizim de olmalı’ mantığıyla hareket ediyoruz, her şey hemen hızlıca gerçekleşsin, önce biz yapalım istiyoruz. Şöyle ki, bazı şirketler yeni trend mobil, biz de trendlere ayak uydurmalıyız mantığıyla, aceleyle ve araştırma yapmadan hareket ettikleri için istedikleri başarıya ulaşamadılar. İlk aşamada kullanıcıyı göz ardı edip, sadece temel fonksiyonlara odaklandılar.

Şirketler kullanıcıların ihtiyaçlarına, hedef kitlelerinin hayat tarzına uyumlu mobil uygulama ve sitelerle çıkış yapsalardı belki de mobilin yılı gerçekten gelmişti. Bu durumda şirketlerin önceliklendirmesi gereken ilk konu kullanıcılarıyla ”empati” kuran mobil tasarımlar hazırlatmak olmalı. Çünkü aceleyle yapılan yenilemeler ve kullanıcıları hiçe sayarak yapılan geliştirmeler bir noktadan sonra firmaların yeniden bütçe ayırıp yama şeklinde düzenlemeler yapmasına neden oluyor. Tüm bu tutarsız ve aceleye gelmiş tasarımlar da kullanıcının kafasını karıştırmaya, ara yüzler arasında kaybolmasına, neticede vazgeçip gitmesiyle sonuçlanıyor.

UX araştırması can kurtarır

Bu noktada UX araştırması yardıma koşuyor. Haydi, biz de mobile girelim, mobil sitemiz olsun diye başlayan macerada doğru adımların atılması oldukça önemli. Başlangıcı doğru analiz ve mevcut kullanıcıları veya hedef kitleyi analiz eden UX araştırmaları ve testlerle yapan firmalar, mobil siteye geçiş sürecinde doğru stratejiyle, daha hızlı ve efektif ilerleyebiliyor.

Kullanıcıların neye ihtiyacı olduğunu anlamamıza olanak sağlayan UX araştırması sonucunda tasarımın da nasıl olması gerektiği konusunda elimizde veriler oluyor. Araştırmanın sonunda hedef kitlenin ürünü kullanım deneyimi ölçülüyor. Eksikler, zorlandıkları noktalar tespit ediliyor ve ürün de buna uygun kullanıcı odaklı revize edilebiliyor.

Bunu doğru şekilde yapan firmalar önümüzdeki dönemde kullanıcılarının da kalbini kazanacak gibi gözüküyor. Onları küstürmeyen tasarımlar, kolay kullanabilecekleri ara yüzler mobil sitede, küçük ekranlarda dahi, aradıklarını bulmalarını kolaylaştıracak.

Araştırmadan yola çıkmıyoruz

OktoPeople olarak biz araştırmaya ayrı bir önem veriyoruz. Tasarıma ve geliştirmelere başlamadan önce mutlaka önce sizi, ürününüzü ve müşteri kitlenizi analiz ediyoruz. Kendi geliştirdiğimiz ”Düşünce Atölyesi” yöntemi ile yaptığımız bu analizlerde hem sizinle hem de müşterilerinizle empati kurarak yola koyuluyoruz. Kullanılabilirlik testlerinde ise potansiyel müşterilerinizden oluşan en az 6 en fazla 24 olmak üzere farklı hedef gruplarına ürününüzü denetiyor ve onları gözlemliyoruz. Nerede zorlanıyorlar, hangi alanlar onlar için önemli söz konusu ürünün deneyim ve kullanılabilirlik testlerinde netlik kazanıyor. Bu sayede daha verimli ve kullanıcı odaklı tasarımlar çıkartabiliyoruz.

Mobil siteye geçmeden siz de bizimle iletişime geçin, tıpkı bir doktor gibi sitenizin veya uygulamanızın UX analizini çıkartalım, hastalığı neymiş araştırıp tespit edelim. Siz de reçetesiz, verisiz yola koyulmayın.

Bize buradan ulaşabilirsiniz

UX Tasarımcısı Olma Yolculuğu

UX Tasarım üzerine bir kariyer yapmaya karar vermişseniz ve nasıl yapacağım, yapabilir miyim diye düşünüyorsanız çalışma ve azimle yapılamayacak şey yoktur. Tamam, evet, UX Tasarımcı olacağım dediniz, peki nasıl başlayacağım diye sorabilirsiniz. İlk olarak eğitimle başlamak gerekiyor. Okumak, izlemek ve dinlemek bu aşamada çok önemli. UX Tasarımın temelini atmak, kullanıcı deneyimi tasarımında temel yapı taşlarını keşfetmek, neyi neden yaptığını öğrenmek için UX Tasarımcıların deneyimlerini paylaşmak gerekli. Tüm bunları öğrenmek için internet biçilmiş kaftan. Basit bir arama ile karşınıza binlerce kitap önerisi, online UX kursları ve tasarımcıların makaleleri çıkabilir. Bunları süzgeçten geçirip doğru kaynaklara odaklanmak çok önemli. UX Dünyası çok hızlı değişen ve ayak uydurması çaba gerektiren bir dünya. Bu noktada çağa uygun kaynaklara çalışarak yola koyulmak sizin sonraki aşamaları anlamanıza ve kendinizi geliştirmenize katkı sağlar.

Online çalıştık, UX Kurslarına katıldık, kitapları inceledik peki ya sonra? Bu aşamadan sonra kendinizi geliştirebilmeniz için doğru araçlara yönelmek gerekiyor. UX Dünyasına hakim, deneyimli tasarımcıların yanında çalışmak ve yaşayarak, deneyimleyerek UX Tasarımını öğrenmek çok önemli. Benim bu aşamadaki şansım OktoPeople ile tanışmak oldu. Endüstriyel Tasarım mezunu biri olarak tasarım kültürüne ve sürece yabancı değildim. UX Tasarımcı olabilmem için deneyime ihtiyacım vardı. OktoPeople donanımlı ve deneyimli ekibi ile UX Tasarımın başındaki bir tasarımcıya biçilmiş kaftan. Birbirine sıkıca bağlı, inançlı ve güven duygusunun ön planda yer aldığı, şeffaflığa önem verilen bir çalışma ağına sahip. UX Tasarımcının kendini pişirebilmesi için tasarım sürecinin tüm basamaklarının uygulandığı, yeni proje geliştirme sürecinin deneyimlenebileceği bir çalışma prensibine sahip. UX dünyasına adım atmış bir tasarımcı için bu adımları tek tek deneyimlemek gelecek için verimli bir yatırımdır. Sizde deneyim kazanabileceğiniz staj olanaklarını araştırabilirsiniz.

Eğitimimizi tamamladık, deneyim kazandık şimdi ne yapmalıyız? UX dünyasında güçlü bağlantılara sahip olmak ve sosyal medyayı iyi kullanmak çok önemli.Trendlere hakim olabilmek ve hızla değişen UX dünyasında güncel tasarımlar yapabilmek için bağlantıda kalmak gerekli. Ağını genişletip yeni insanlarla tanışmak ve kendini sürekli güncel tutabilmek iyi bir UX Tasarımcının görevidir.

UX tasarımcısı olmak için takip edeceğiniz belirli bir yol yok, bunlar benim yaklaşımlarım ve deneyimlerim. Bunu siz biraz kendinizi tanıyarak biraz da UX dünyasını izleyerek keşfedeceksiniz. Kendi yaklaşımınızı belirleyip ona uygun yol çizmek belki de en doğrusu. İçeri girmesi zor bir alan fakat imkansız değil, inanırsanız her şey mümkün.

Kadıköy’den Bir GlobalGovJam Etkinliği Geçti

Tasarım Atölyesi Kadıköy’de (TAK) gerçekleşen İstanbulGlobalGovJam etkinliğinde çok keyifli iki gün geçirdik. İTÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü’nden Prof. Dr. Özlem Er, araştırma görevlisi Saniye Fışgın ve Kadıköy Belediyesi, Kadıköy Akademi çalışanı Ceyda Yılmazdoğan Aydın tarafından organize edilen IstanbulGlobalGovJam etkinliğine OktoPeople da mentörlük desteği verdi. Öncelikle aramızda bulunan, eğlenceli vakit geçirmemizi sağlayan, harika tasarımlar ortaya çıkaran katılımcılarımıza, değerli katkılarıyla hocalarımıza, mentörlerimize ve Kadıköy Belediyesine buradan bir kez daha teşekkür ederiz.

GOVJAM Nedir?

GOVJAM, dünyanın 30 farklı şehrinde, insanların eş zamanlı olarak ortak bir tasarım teması üzerinde çalıştığı bir etkinlik. Bu yıl Kadıköy Belediyesi’nin desteğiyle Kadıköy’de gerçekleştirilen uluslararası bu tasarım etkinliğine belediye çalışanlarından öğrencilere tasarımla ilgilenenler katıldı.

Ne Yaptık?

Katılımcılar bu etkinlikte, yurt dışından canlı bağlantıyla verilen tema üzerinde çalışmaya başladı. Ekipler, 48 saat içinde verilen tema ile ilgili çalışır bir prototip geliştirdiler. Tasarım aşamasında OktoPeople da UX Design Thinking Metotlarını harmanladığı ‘’Düşünce Atölyesi’’ yöntemini ekiplerle paylaştı. Bu sayede ekiplerin oluşturacakları projelerin gereksinimleri ve personaları hızlıca şekillenmiş oldu. 2 günün sonunda tasarlanan projelerin prototipleri oluşturuldu ve www.govjam.org sitesine eklendi.

I. Gün: GOVJAM 2017 Tasarım Teması; Kuşlar ve Şehir Gürültüsü

Tabii ki de hep oyun oynamak olmazdı, biraz da iş yapmalıydık. Gruplarımız masalarına geçtiğinde, birlikte GOVJAM sunumunu dinledik ve sonunda büyük bir sır olarak saklanan GOVJAM 2017’nin temasını öğrendik! Temamız boş, bembeyaz bir ekranın altından gelen kuş sesleriyle başlıyordu, devamında ise bu kuş seslerinin araba sesi bölüyordu. Bütün gruplarımızın bu seslerin onlarda nasıl bir his uyandırdığını düşünmelerini istedik. Çok düşündüğümüz için haliyle karnımız acıkmıştı. Minik bir yemek molası verdik ve daha sonra diğer ülkelerdeki etkinliklere Skype üzerinden bağlandık. Onlarla keyifli sohbetler ettik ve projelerimizin gidişatıyla ilgili konuştuk. Daha sonra gruplarımız Oktopeople mentörlüğünde tema üzerinde konuştular, tartıştılar ve temada problem olarak gördükleri konu için bir çözüm aramaya başladılar. Oktopeople Düşünce Atölyesi sonucunda ekiplerden birbirinden güzel birçok fikir ortaya çıktı.

En son ortak bir fikirde karar kılarak, tasarlayacakları hizmetlerin yol haritasını çıkarmaya başladılar. Yol haritasında neden bu projeyi seçtiklerini, projenin hangi sorunlarına çözüm olduğunu ve yararlarını, projenin hangi kitleleri hedeflediğinden bahsettiler. Bu uzun ve detaylı çalışmanın sonunda bugünlük bize ayrılan sürenin sonuna gelmiştik. O kadar aktif ve eğlenceli zaman geçirdik ki ne zaman akşam oldu anlamadık.

II. Gün: Prototip Günü

Ertesi günün sabahında tekrardan katılımcılarımızla buluştuk. II. gün prototip günüydü. İlk gün beyin gücü, ikinci gün ise bilek gücü gerektiriyordu. Tüm kullanıcılarımız arı gibi prototiplerini hazırlamaya başladılar. Dört grubumuz vardı. İlk grubumuz, Bostancı Sahili’nden başlayarak Kadıköy yönüne doğru sahil şeridinden ilerleyen doğayla iç içe bir bisiklet yolu tasarladı. İkinci grubumuz, insanların keyifle vakit geçirebilecekleri bir park tasarladılar. Üçüncü grubumuz ise şehir içlerine kolaylıkla entegre edilebilecek, minimalist ancak dinleme ihtiyacı duyan yetişkinlerin, oyun oynama ihtiyacı duyan çocukların ihtiyaçlarına çözüm olabilecek bir park tasarladılar. Hatta bu parkın altına mahallenin 2 veya 3 sokağındaki sakinlerin barınabileceği büyüklükte bir afet sığınma alanı oluşturdular. Son grubumuz ise Marmaray ve metronun birleştiği yerdeki köprünün üzeri için bir kuş dürbünü tasarladılar. Kuş dürbünü ücretsiz ve yoldan geçen insanlar dürbünün kulaklıklarını taktığında bir anlık da olsa şehrin gürültüsünden uzaklaşarak kuşların seslerini dinleyebilecekleri şekilde tasarlandı.

Tüm gruplarımızın prototipleri bittiğinde, gruplarımız projelerini tanıtacak fotoğraflar ve videolar çektiler. Daha sonra bütün projelerin bilgisini, fotoğraflarını ve videolarını GOVJAM’in web sitesine girdiler. Bazı gruplarımız çektikleri videolarını Youtube’da paylaştılar. 15:00’da tüm ülkelerdeki bütün projeler bitmiş ve web sitesine yüklenmişti. Daha sonra aramızda Kadıköy Belediye Başkanı Aykut NUHOĞLU katıldı. Katılımcılarımızdan bütün projeleri dinledi ve projeler hakkında bilgi aldı. Son olarak tüm katılımcılarımızla fotoğraf çekildik ve herkes mutlu bir şekilde Kadıköy Tasarım Atölyesi’nden ayrıldı. Eğer siz de herhangi bir şekilde tasarımın ucundan tutuyorsanız ya da sadece ilgiliyseniz bizi takipte kalın. Yeni etkinliklerde görüşmek üzere!

 

 

Before & After Dedikleri

Hayatımızdaki birçok eşyanın, birden fazla versiyonu var. Aynı tür eşyaları birbirinden ayıran belli başlı özellikler olsa da temelde hepsinin işlevi aynı aslında. Mesela bir lambayı hayal edin, işin temelinde amacı aydınlatmak, etrafa ışık yaymak. Ancak bu lambayı 10 TL’ye de 1000 TL’ye de bulabilmeniz mümkün. O zaman biz neden daha az para ödemek varken daha çok ödemeyi tercih ediyoruz? İşte burada işin içine kalite ve tasarım giriyor. Nerede göz alıcı, ışıltılı, şık bir şey görsek bizi cezbeder, insanız haliyle. Sonra gidip inceleriz, kaliteli mi değil mi? Eğer aklımıza yatarsa evet deriz, bu benim vereceğim paraya değer!

Peki hep sıfırdan mı başlamalıyız? Elimizdeki her şeyi bir anda çöpe atıp, yepyeni şeyler aldığımızda daha mı iyi olur? Bazen daha iyi olabilir belki de ama elimizdekileri yenileme, değiştirerek göz alıcı hale getirme şansımız varsa çöpe atmak iyi bir seçenek değil. Mesela ben ne mi yaptım? Evimin bir köşesinde öylesine işe yaramaz bir şekilde atılmış lambamı boyamak istedim. Zevkime uygun, odamı en iyi şekilde tamamlayacak bir renk seçtim ve lambamı boyadım. Sonuçtan da baya bir memnun kaldım.

Bu Before – After işlemini işinizde UX’ten önce UX’ten sonra olarak hayal edebilirsiniz. İşinizde bazı şeylerin yolunda gitmediğini, gereken ilgiyi göremediğinizi, istediğiniz noktalara ulaşamadığınızı düşünüyorsanız bir değişiklik yapmaya ne dersiniz? Belki de ihtiyacınız olan tek şey UX’tir.

UX’e Yatırım Yapmak Size Neler Getirir?

Kullanıcı deneyimi tasarımı, kullanıcının web sitelerini, mobil siteleri, mobil aplikasyonları ve diğer cihazları nasıl kullandıklarını analiz ederek kullanıcının ihtiyaçlarına minimum efor ile ulaşmasına odaklanır. Thomas J. Watson’un da dediği gibi ‘’iyi bir tasarım, iyi bir iştir.’’ İyi bir kullanıcı deneyimi tasarımı yani UX, iş kavramı için çok önemlidir.  Apple’ın iPhone’da uyguladığı gibi kullanıcıları basit bir kullanım deneyimi ile sadık müşteriler haline dönüştürmek mümkün. UX tasarıma önem veren ve şu an sosyal medya pastasının büyük bir payına sahip olan Facebook’un işini bu kadar büyütüp sadık müşterilere sahip olmasında kullanıcısına basit bir deneyim sağlayıp ihtiyaçlarına cevap vermesi yani UX tasarımı çok etkilidir. Yapılan çalışmalar bize gösteriyor ki, UX’e yatırım yapmış şirketler düşük müşteri maliyeti, düşük destek maliyetine  ulaşmış ve Pazar paylarını arttırmışlardır. UX‘e yaptıkları yatırımı daha sonra fazlasıyla geri kazanmışlardır.

Doğru ekip başarıyı getiriyor

Başarılı bir UX tasarıma sahip olmada en büyük etkenlerden biri de doğru ekiple çalışmaktan geçer. Şirketlerin müşterilerini daha yakından tanımalarına yardımcı olan UX tasarım ekipleri, doğru tasarım kararları vererek sonraki fazlarda enerji ve para kaybını önleyecek hamlelerde bulunarak proje geliştirirler. Projenin en başında yapılan kullanıcı araştırması, doğru bilgileri toplama, yarının potansiyel çözümlerine ulaşıp bir adım öne geçmeyi sağlar.

Google’da üst sıralarda yer alın

UX Tasarım aynı zamanda web sitesinin reytingini de arttırır. Zayıf UX tasarıma sahip web siteleri Google tarafından cezalandırılarak en üst sayfada yer edinemez ve müşterilerini kaybetme eğiliminde olur. UX tasarım ile firmalar, web sitesinin reytingini arttırarak sadık müşterilere ulaşır ve Pazar paylarını arttırırlar. Mutlu kullanıcılar mutlu projelerin anahtarlarıdır. UX tasarıma yapılan yatırımlar sadık kullanıcılar oluşturacak, onları mutlu ederek yeni projelerin ortaya çıkmasını hızlandıracaktır. İyi bir UX tasarıma sahip sitede kullanıcı kendini rahat hissedecek ve ihtiyacı olana odaklanabilecektir. Bunun için de fonksiyonel bir site gerekliliktir. Belirli bir layout’ta, kullanıcıya cevap veren UX tasarıma sahip firmalar, hedef kitleye daha hızlı ulaşıp iş modellerini büyütebilirler.

Sonuç olarak, kullanıcılar web siteyi veya mobil siteyi bir servis, bilgi, ürüne ulaşabilmek için ziyaret ederler. Bu noktada kullanıcın ihtiyacını anlayıp, ona cevap veren bir UX tasarıma sahip firmaların daha çok kullanıcıya ve Pazar payına ulaşması kaçınılmazdır.

5 Soruda Fintech ve Fraud

Financial Technology’nin İngilizce kısaltması olarak dünyamıza giren “Fintech” hâlihazırda kalıplaşmış bir kavram olmayı başardı. ”Fraud” ise dijital veri hırsızlığı olarak bilinen bir kavram. Fintech, 2014 yılından bu yana küresel şirketlerin ve melek yatırımcıların milyonlarca dolar yatırım yaptığı ve yapmaya da devam ettiği bir sektör. Bu yatırımlar 2014 yılında 12.300.00 $ civarında iken son 3 yılda büyük bir ivme kazanarak pazar hacmini 3 katına çıkarttı. Fintech, 2016 yılının ilk çeyreğinde ise geçen yıllara oranla hızlı büyümenin gerisinde kaldı.

  1. Neden Fintech?

Fintech, tek tıkla ödeme ve kişiselleştirilmiş hizmetleri bir arada sunmasıyla ön plana çıkıyor ve kullanıcıları cezbediyor. Yurt içinde ve yurt dışında faaliyet gösteren farklı bankalara ait kartların tek bir uygulama üzerinden kullanılması kullanıcıların işini kolaylaştırdığı için Fintech servislerini tercih etmelerini sağlıyor.

2. Online ödeme ile ilgili yasal yükümlülükler neler?

Fintech dünya genelinde çok fazla rağbet görürken, ülkemizde de her geçen gün Fintech kuruluşlarının sayısı artıyor. Bu nedenle Fintech firmalarının ülkemizde de tek bir çatı altında toplanıp, lisans alması öngörülmüştür. Bu kapsamda 6493 sayılı kanun çerçevesinde, e-para ve ödeme sistemleri ile ilgili kanun, finans ve e-ticaret firmaları başta olmak üzere internet sektöründe olan tüm şirketleri yakından ilgilendiriyor. Bazı e-pazaryerlerinin de bu kanun kapsamında lisans başvurusu yapması zorunlu olmuştur.

İlgili yasaya göre, e-ticaret yapan, sanal POS işlem türü ile ödeme veya tahsilat yapan firmalar, müşterilerin hassas ödeme verilerini tutamayacak ve kaydedemeyecek. Bunun için lisans alınması şartı getirilmiştir.  Lisans alındıktan sonra bankalara olan zorunluluğun kalktığı yeni bir dünya ile karşı karşıyayız diyebiliriz.

3. Fintech’in sunduğu avantajlar neler?

Fintech, ödeme kolaylığı, taksit imkânı, kart saklama, para transferi, bakiyesi tutma, puan biriktirme, kredi başvurusu, pos hizmetleri gibi birçok hizmeti sağlamakta ve sunmaktadır. Tabi bu kadar geniş ürün yelpazesi sunan bir sistem ne yazık ki sahte işlem (fraud) yapmak isteyenlere de kapı açmaktadır. Bu nedenle Fintech firmaları olası fraud risklerine karşı önlem almakla yükümlüdürler.

4. Fintech sektöründe riskler nedir?

“Finansal Teknoloji nasıl iç içeyse, Fintech ile Fraud da bir o kadar iç içedir.”

Fraud hayatımızın her alanında ummadığımız zamanlarda hep karşımıza çıkmaktadır. Türkiye’de yaşıyorsanız her zaman fraud riski ile karşı karşıya kalma ihtimaliniz çok yüksektir. Özellikle bulut tabanlı sistemlerin artması artık bilgilerin farklı yerlerde muhafaza edildiği dünyamızda siber atakların ne kadar yoğun olduğunu biliyorsunuz. 2015 yılının son ayında yapılan DDoS saldırıları, phishing saldırıları veya veritabanı hırsızlığı halen hatırladığımız ve gündemini kaybetmemiş bir konudur.

Fraud’un yelpazesi o kadar geniş ki forumlar ve sosyal medya sitelerine ait özel gruplarda artık kredi kartı bilgilerinin yanı sıra ödeme metodu ve hesap satışları oldukça yaygındır. Fraud yapan kişiler, çok kolay bir şekilde birbirlerine jest olsun diye yemek siparişi vermekte veya birbirlerinin telefon faturalarını ödemektedirler. Bu işlemler sonucunda aldıkları alkış (şuku) veya rütbeler ile derecelendirilerek yenilerin gözlerinde önemli yer sahibi olmayı hedeflerler.

Özellikle Rusya tabanlı yurt dışı sitelerinde hesap ve kredi kartı satışları oldukça yaygın olup, yurttaşlarımızın da içinde olduğu binlerce hesap ve kart bilgisi bu havuzda sergilenmekte ve 7 dolardan başlayan fiyatlardan satışa sunulmaktadır. Bu kartların veya hesapların kapalı olup olmadığı da bağış sitelerine yapılan 0,01 kuruşluk ödemeler ile test edilmektedir.

“Biz nefes aldığımız sürece fraud hep olacaktır ve fraud hiçbir zaman bitmez.”

Fintech, online dünyada ne kadar boy gösterse de offline (mağazacılık) mecraya da girmiş ve bu yönde çalışmalarını sürdürmektedir. Bunların başında küçük ve büyük ölçekli dükkân, mağazalar ve firmalar geliyor. Bu firmaların internet üzerinden satış kanalı açması ve yönlendirme rolünü üstlendiği gibi kolay tahsilat takibi, fatura yönetimi hizmeti ve sanal pos hizmetleri de vermektedir.
Fintech dünyasına yeni giren birçok kişi, firmalar ve kurumlar fraud dünyasına çok aşikâr olmadıklarından açık hedef haline gelmektedir. Bu nedenle üçüncü taraf servis sağlayıcılarının kullanılması her zaman bilgisayar korsanları ve diğer kötü niyetli insanların tüketicinin bilgilerine ulaşması riskini taşımaktadır.

5. Fraud riskleri hangi aşamalarda karşımıza çıkıyor?

Fintech dünyasında verilen hizmetler ve servisler için fraud risklerine bakalım;

Para Transferi (P2P)
Uygulama içi hesaplar arasında veya istediğiniz kişilere para transferi oldukça kolay olup, dünyanın herhangi bir noktasında saniyeler içinde para transferi yapma imkânı sunmaktadır. Hesabınızı veya bilgilerinizi ele geçirenler çok hızlı şekilde hesabınızı boşaltabilir.
“Ne kadar hızlı ödeme ve o kadar hızlı fraud.”

Kolay Ödeme (One Click)
Fraud yapan kişiler, uygulamanın servis verdiği bütün sitelerde kartlarınız ile kolayca ödeme yapabilir ve ürün satın alabilirler. Bu ürünler kolay paraya çevrilebilen altın, cep telefonu veya kargosu olmayan kontör ve sanal oyun da olabilir. Sanal para birimi gibi bitcoin alımları da takip edilmediğinden tercih sebebi olabilir. Bu kişiler, hesapta tanımlı kartların yanı sıra elindeki çalıntı kartları hesaba ekleyerek ürünler satın alabilir veya cash out (kartınızda ki parayı alış ve satış yaparak nakit olarak hesabına aktarma) yapabilir.

Kredi Başvurusu
Hesabınıza ulaşan birisi sizin yerinize kredi başvurusunda da bulunabilir. Kredi başvuruları ve sonuçları çok hızlı olduğundan bu kredi çıktıktan sonra farklı bir hesaba transferi kolay şekilde yapılabilir.

Pos Çözümleri (iş yerleri için)

Pos’u olmayan firmalar ve şirketler için pos çözümleri sunar. Buradaki risk, kişilerin bu poslar aracılığı ile sahte işlemler yapılması sonucunda oluşacak zararın pos firmasından tanzim edilmesi veya üye iş yeri sözleşmesinin feshine kadar giden bir süreçtir.

Kendi posunuz yoksa ve bir Fintech kuruluşundan pos hizmet alıyorsanız harcama itirazı gibi durumlarda fintech firmaları bu zararı karşılamamakta ve doğan zararı size fatura etmektedir.

Fraud’un dünyanın en büyük sorunlarının başında geldiğini hepimiz bilmekteyiz. Bunun için öncelikle fraud ve chargeback konusunda işin uzmanları ile çalışmalı ve gerçekten size doğru sonuçlar veren fraud önleme aracını kullanmalısınız. İyi bir ekip kurmalı ve günün sonunda çıktıları olan kişilerle çalışmalısınız. Kullanacağınız fraud önleme aracı in-house bir çözüm de olabilir veya global bir firmaya ait çözüm de olabilir.

21. Yüzyılın Dijital Devrimi: Internet of Things

Tarihin en önemli olaylarından biridir belki Sanayi Devrimi. 18 ve 19. yüzyılda buharlı makinelerin keşfiyle endüstri giderek makineleşmeye başlamış, bu da sonuçları zamanla Avrupa’dan tüm dünyaya yayılan ekonomik, siyasal ve sınıfsal değişimlere neden olmuştu. Bunun sonucu olarak insanların alışkanlıkları ve gündelik yaşamları kökten bir dönüşüme uğradı. 1947’de transistörün keşfi Sanayi Devrimi kadar önemli bir devrimin başlangıcı oldu: Dijital Devrim. Bilgisayarın ve internetin hepimizin evine hatta cebine girmesiyle insanoğlu enformasyon çağına girmiş oldu. Nedenlerini bilsek de sonuçları hakkında ancak tahmin yürütebileceğimiz bu çağın en büyük fikirlerinden biri ise IOT, yani Internet of Things.

The Last Question

Peki nedir bu IOT?

Türkçesi “Nesnelerin İnterneti”. Aklınıza gelebilecek her türlü nesnenin internete ve dolayısıyla birbirlerine bağlandığı bir iletişim ağı. Böylece nesnelerin birbirleriyle ve internet erişimi olan her türlü cihazla veri alışverişi yapması sağlanıyor. Her ne kadar ilk olarak 1999 yılında Kevin Ashton tarafından ortaya atılan bir kavram olsa da Isaac Asimov birçok hikâyesinde bahsettiği Multivac adlı bilgisayarıyla olacakları çok önceden öngörmüş.

Aslında IOT bizlere yabancı bir kavram değil. Ne kadar yürüdüğümüzü, kalori yaktığımızı ve kalp ritmimizi ölçen ve bunları akıllı telefonlarımızdan takip etmemizi sağlayan bileklikler basit bir IOT örneği. Tabii ki de bu buzdağının sadece çok ufak bir kısmı. İçindeki sensörler sayesinde hangi üründen ne kadar kaldığını gösteren ve azaldığı zaman sizi alışveriş yapmanız için uyaran bir buzdolabı düşünün. Peki sizi uyarmak yerine direkt kullanıcı alışkanlıklarına göre şekillenip sizin yerinize marketten sipariş veren bir buzdolabına ne dersiniz? Hayır, yeterince büyük düşünmüyoruz.

Yoksa robotlar dünyayı ele mi geçirecek?

Akıllı aracınızla evinize doğru gittiğinizi hayal edin. Motorunuzda bir arıza meydana geliyor ve aracınız, çevre araçlardan gelen hız, pozisyon, frenlerin durumu, lastiklerin havası gibi verileri de analiz ederek olası bir kaza durumu algılıyor ve yavaşlamanız için sizi uyarıyor. Yavaşlamadığınız takdirde ise otomatik olarak yavaşlıyor. Trafikteki değişikliği algılayan akıllı trafik lambası sıkışıklığa neden vermeyecek şekilde kendini optimize ediyor. Bu sırada aracınız, servisle iletişime geçiyor ve ertesi gün bakım için yer ayırtıyor. Arızalı parçanın stokta kalmadığını öğrenen aracınız, üreticiden parçanın siparişini de sizin yerinize veriyor. Aracınızla iletişim halinde olan akıllı eviniz ise sizin geç geleceğinizi anlıyor ve sevdiğiniz programı kaçırmamanız için kaydetmeyi de ihmal etmiyor. Çok fazla terminatör izleyen arkadaşlar tedirgin olmaya başladı bile. Sakin olun robotların dünyayı ele geçirdiği falan yok, en azından şimdilik.

Birbirleriyle iletişim halinde olan akıllı arabalar, evler ve hatta şehirler. Kulağa bilim kurgu filminden bir kesit gibi geliyor değil mi? Aslında bu tarz uygulamalar çoktan hayata geçmeye başladı. Örneğin aralarında Antalya ve Karaman’ın da bulunduğu birçok şehir çeşitli sensörlerle akıllı hale getirilmiş durumda. Böylece şehirlerdeki trafik minimuma inerken CO2 salınımı da azalıyor, şehirlerin güvenliği ve verimliliği ise artıyor. Yani nesnelerin iletişimi vatandaşların şehir deneyimini iyileştiriyor. Şehirlerin yanında evler için de büyük markaların sunduğu birçok IOT çözümü bulunmakta. Apple Homekit, Samsung SmartThings ve Google Nest gibi kitler evinizdeki her bir nesneyi akıllı hale getirmeyi başarıyor. Böylece evinizin sıcaklığından lambaların rengine kadar birçok şeyi telefonunuzla ya da sesli komutlarla kontrol edebilmeniz sağlanıyor. Elbette IOT ile yapabileceklerimiz bu örneklerle sınırlı değil fakat onlar da buraya sığacak gibi değil. Kesin olan tek bir şey var o da enerji, sağlık ve inşaat gibi daha birçok sektör IOT ile birlikte köklü değişimlere uğrayacak.

UX ve IOT
Her ne kadar nesnelerin interneti desek de IOT’nin asıl öznesi nesneler değil, insanlar. Cisco’nun yaptığı analize göre 2020’de internete bağlı olan nesnelerin sayısı yaklaşık 50 milyarı bulacak. Yani akıllı nesneler hızla hayatımızın her alanına dahil olacaklar. İnsan merkezli bir teknolojinin bu kadar hızlı büyümesi özellikle UX tasarımcıları için yeni bir sektörün kapılarını açıyor. Fakat bu kadar hızlı bir büyüme zorlukları da beraberinde getiriyor. Akıllı nesneler için UX tasarımı web sitesi ve mobil uygulamalara göre çok daha değişik ve zorlayıcı. İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre pazardaki 5 büyük akıllı termostat markasından hiçbiri tatmin edici bir kullanıcı deneyimi sunamıyor. Akıllı televizyon, termostat, araba, saat derken her birini kontrol etmek için ayrı uygulamalar kullanmak zorunda kalıyorsunuz. Bu da asıl amacı işleri kolaylaştırmak olan IOT’yi kullanıcı için çok daha yorucu bir deneyim haline getiriyor.

İşte kullanıcı dostu bir yapay zeka: HAL 9000 (2001: A Space Odyssey)
İşte kullanıcı dostu bir yapay zeka: HAL 9000 (2001: A Space Odyssey)

UX tasarımcılarını neler bekliyor?

UX tasarımcılarını bekleyen zorluklardan biri de farklı nesneleri kontrol edebileceğimiz tek bir platform tasarlayıp kullanıcıya pürüzsüz bir IOT deneyimi yaşatmak. Peki, bu kontrolü sağlamanın başka yolu yok mu? Teknolojinin ilerlemesiyle ekran kullanımımız giderek azalacak, sesli komutlar ve el hareketleri ise daha çok yaygınlaşacak. Burada önemli olan kullanıcıya olabildiğince doğal bir deneyim sağlamak. Televizyonunuza açılması için komut vermek çok doğal bir deneyim olmayabilir fakat aynı komutu bir yapay zekaya vermek, biriyle konuşuyor hissini yaşatacağından daha tanıdık bir deneyim sağlayabilir. Burada diğer bir problem, kullanıcının geri bildirim alabileceği bir ara yüzün kalkmış olması.

Hepimiz ekranda yüklenme çubuğunu görünce biraz daha beklemeye alışkınızdır. Ekranların kalkmasıyla UX tasarımcılarının bu tarz geri bildirimler için farklı çözümler bulması gerekecek. Kısacası IOT’nin gelişmesiyle UX tasarımcılarını çok farklı görevler bekliyor. Görünen o ki ilerde UX alanında söz sahibi olmak isteyenlerin, bu trendleri yakından takip etmesi ve gelişen sektör fırsatlarını herkesten önce görüp değerlendirmesi gerekecek.

Evet! Yakında Zeki Müren de bizi görebilecek!

Silikon vadisinden çıkıp, bir köy kahvesine uzanan sanal gerçeklik yolculuğuna hazır mıyız? Artık hiç de hayal değil. 

Hepimizin aklında aynı melodi canlandı sanırım, televizyonun bir toplum üzerinde şakasıyla, dramıyla ne gibi değişiklikler yaptığını genci yaşlısı birçoğumuz deneyimledik. Sıti Ana’nın yaşadıklarını hissettik, Deli Emin’le güldük eğlendik. Sadece bir televizyonun bunları yaptığını hesaba kattığınızda, sanal gerçekliğin hayatımızda ne gibi değişiklikler yapabileceğini tahmin dahi edemiyoruz. Şaka tabi, tahmin edenler var. Vizontele
Koşturarak gelişen teknoloji karşısında hepimiz şaşkınlık yaşıyoruz denebilir. Mars’a yolculuk planları, elektrik motorlu otopilotlu taşıtlar, 3-boyutlu sinemalar, gözlükler, oyun konsolları, hyperloop teknolojisi, say say bitiremeyeceğimiz deneyimlerden bahsedebiliriz. Bunlardan öne çıkan 2 unsura mercek tutmak isterim, VR (Virtual Reality – Sanal Gerçeklik) ve AR (Augmented Reality – Artırılmış Gerçeklik).

sanal gerçeklikVR yani sanal gerçeklik, dijital ortamda tasarlanmış arayüzleriyle, kullanıcılara 3 boyutlu bir ortamda hareket, ses ve görsel etkileşimi sağlayan, kullanıcıyı gerçek dünyadan soyutlayan bir dünyadır.

Pokemon Go

AR yani artırılmış gerçeklik ise, gerçek dünyanın üstüne giydirilmiş arayüzlerle görüntü, ses ve diğer etkileşim etmenlerinin gerçek dünyayla birleşerek zenginleşmesi olarak tanımlanabilir.

Peki nedir bu kocaman gözlükler? Reklam panolarında, her köşe başında karşılaştığımız dev gibi gözlük takmış garip garip hareketler yapan insanlar?

VR teknolojisi aslında çok da yeni bir teknoloji değil. Geçmişinin 30 – 35 yıla uzandığı söyleniyor. Fakat gelişen bilgisayarlar, güçlü işlemciler ve süper ekran kartları sayesinde artık uygulaması daha kolaylaşmış olacak ki, her yerde karşımıza çıkıyor.

sensorama-morton-heilig-virtual-reality-headset

Temel olarak, göz ve odak noktalarımızı yanıltarak 3-boyutlu bir ekran teknolojisi ve farklı sürücüler sayesinde 360’ derece ses deneyimi yaşatan kulaklıkların kombinasyonu ürünler diyebiliriz. Bu konuda farklı firmalar farklı proje isimleriyle öne çıkmaktalar.

Oculus Rift, Samsung VR, Sony Playstation VR ve Google Cardboard VR gibi projeler kullanıcılarla buluşmaya başladılar. Bu konuda firmaların farklı stratejiler izlediğini birçoğumuz fark etmiştir. Örneğin; Oculus Rift ve Sony Playstation VR gibi ürünler bütünleşik bilgisayarlı gözlük ve kulaklık deneyimi sunarken, Samsung VR ve Google Cardboard VR gibi ürünler akıllı telefonları araç olarak kullanıyor. Bu noktada Google’ın fikrinin dahiyane olduğunu da vurgulamak gerekir. Gözlük üretim masraflarını minimize etmek amaçlı oluklu mukavva kullanarak maliyetini 3$’ın altına indirmiş olması, VR gözlüklerinin tüm dünyaya yayılmasında kolaylık sağlayacak mı? Merakla bekliyoruz.

Google Cardboard

VR ve AR nasıl bir dünya sunuyor? Tasarımın bu noktada değeri nedir?

Kullanıcılar gerekli donanımı kuşandıktan sonra VR deneyim yolculuğu başladığında, duygularının aktive olduğunu kolaylıkla söyleyebiliriz. Bir korku evinde dolaşmaktan tutun, yüksek bir gökdelenin çatısında yürümeye kadar farklı uçlardaki deneyimler kullanıcıya sunulabilmekte. Kullanıcısını çevresinden soyutlayıp bambaşka bir ortama götürme durumunda, tasarlanan sanal dünyanın insanla etkileşimi önem kazanmakta. Bu noktada, arayüz tasarımında, profesyonellere büyük iş düşmekte.

Detaylı araştırmaların yapılması, çıktıların değerlendirilmesi ve tasarımların yapılması durumunda kullanıcı deneyimi tasarımı esasları fazlasıyla önemli olacaktır. Bilgisayar ekranınızdaki masaüstü simgelerini, bir gözlük sayesinde evinizin duvarlarında görmeye başladığınızda ya da yatağınızda uzanırken tavanda oluşan bir dokümanı okurken, deneyimin tasarlanması gerektiğini fark edebilirsiniz. 🙂

Google Glass

VR ve AR nerelerde etkin olacak? Sadece oyun mu oynanıyor?

Konunun uzmanlarından Mike Capps, VR yani sanal gerçekliğin 2020’lere kadar ‘yeni dünya’nın interneti’ olacağını savunuyor ve ekliyor, “sadece teknoloji ve içerik değil, her şeyi kapsayacak”.

Başka bir yandan uçuş firmalarının da VR deneyimi için çalışmalar ve anlaşmalar yaptığı konuşuluyor. Firmaların, yolcularına, yolculuklarda ucuz kulaklıkla kalitesiz film izlettirmektense, yolcularını VR deneyimi ile memnun edebileceklerini düşünüyorlar. (Kesinlikle haklılar.) Örneğin, dar uçak koltuğunda ve kasvetli bir yolculukta VR ekipmanınızla bir amazon nehri yolculuğu yapabilecek ya da uçmakta olduğunuz istikamet şehrinizin meydanlarında, sokaklarında dolaşıp planlamalarınızı yapabileceksiniz. Tabi bir gazinoda Zeki Müren konseri izlemek de olasılıklar içerisinde. 🙂

Capps’e göre AR yani artırılmış gerçekliğin VR’ın önüne geçmesi çok muhtemel. Gündelik yaşantımızda elimizin altında akıllı bir telefon bulunması gibi, AR ekipmanlarının da kolay taşınabiliyor olması VR’a kıyasla AR’ın çok daha büyük bir pazar payına sahip olabileceğini düşünüyor. Örneğin; Google Glass.

AR

Daha saymakla bitmez öngörüler bir yana, bu iç içe geçmiş iki teknolojiyi önümüzdeki yıllarda birçok sektörde, çok daha etkin bir şekilde deneyimleyeceğimiz kaçınılmaz bir gerçek. Tabi yine de siz cebinizde küçük bir totem bulundurun. Yakında gerçeklikler karışınca lazım olabilir. 🙂

https://www.youtube.com/watch?v=6urJejluX44